Emirdağ Hava Durumu

EMIRDAG

Kullanıcılar
1
Makaleler
424
Makale Görünüm Sayısı
1851766

Halide Edip, 1882 yılında, Beşiktaş’ta, Ihlamur yakınlarında, bir evde dünyaya gelir. Babası II. Abdülhamid’in Ceyb-i Humayun (Padişahın özel bütçesi, hazinesi) kâtibi Selanikli Mehmet Edip Bey, annesi Eyüplü Nizamizade ailesine mensup Bedrifem Hanım’dır. 3-4 yaşına geldiğinde annesini veremden kaybeder ve anneannesi tarafından büyütülür.
Mehmed Edip Bey, eşinin ölümünden bir süre sonra genç bir hanımla evlenerek Yıldız’da saraya yakın bir konağa taşınır. Küçük Halide de bu yeni ev ve üvey anneyle yeni bir hayata başlar. Ancak daha sonra hastalanarak Mor Salkımlı Ev’e geri döner. Aile, Üsküdar’da birkaç ev değiştirdikten sonra Şemsi Paşa Yalısı’nın yan kısmına taşınır.
Halide bu devirde babasını pek hatırlamaz. Daha çok, babasını saraya götürmek için gelen seyis ve iki atla ilgilidir. Gündüzleri idadiye (Liseye) giden Mehmet Efendi adlı genç bir Çerkez vardır. Onun bu günlerde en mutlu saati, babasını bekleyen seyisin yanına gitmesidir. Seyis onu sabahları kapıda babasını bekleyen güzel ve doru bir ata bindirir, büyük bir ağırbaşlılıkla dizginleri eline verir, yukarı aşağı gezdirir. Sonunda babası gelir, doru ata biner, arkasında seyis bir beyaz atın üstünde saraya giden uzun yolda kayboluncaya kadar küçük kız gözleriyle onları izler.
Yıldız’daki evde, bunlara bakan ihtiyar kadın, çamaşır söküğü dikerken, Mehmet Efendi, küçük masa başında derslerini hazırlar.
Küçük kız bir gün “Babamı isterim” diye ağlamaya başlar. Çığlığa komşular da gelir ama kimse susturamaz. Nihayet Mehmet Efendi’nin kucağına vererek saraya yollarlar.
Mehmet Efendi her nöbetçinin önünde durarak durumu anlatır ve izin alır. Gece yarısından sonra geçilmeyen bu kapılardan geçerek Ceyb-i Hümayun dairesine varırlar. Siyahlı bir hademe çocuğun elini tutarak, Edip Bey’in yattığı odaya götürür. Odada üç yatak vardır. Birisi, o gece babası ile birlikte nöbetçi olan Hakkı Bey (İbrahim Hakkı Paşa Osmanlı İmparatorluğu’nun son sadrazamlarından. 1908’de Maarif Nazırı olur. Hüseyin Hilmi Paşa’nın istifasından sonra 1908 yılında sadrazamlığa (Başbakanlığa) getirilir ve 17 Eylül 1911’ de istifa eder) diğeri de Sırrı Bey dir (Sırrı Bey daha sonra Gümrük Bakanı olur). Küçük kız kafasını babasının omuzuna koyar ve gözlerini kapar.
Daha sonraki günlerde yaşamına anneannesinin evinde devam eder. Yatılı okulda hastalanır ve Mehmet Efendi onu tekrar anneannesinin evine götürür. (Halide Edip Adıvar. Mor Salkımlı Ev, Özgür Yayınları, 2000, s.17-21, 29)
…………………..
1921 yılı Ekim Ayı içerisinde Aziziye’de bulunan İzzettin Paşa, İsmet Paşa ile birlikte Halide Edip’i de Aziziye’ye davet eder. İzzettin Paşa’nın verdiği yemeğe fırka kumandanları ve erkânı harp reisleri de katılır. Bunlara kaymakam Nuri diye birisini takdim ederler. Kaymakam Nuri, gelen paşaları evinde misafir eden muhterem bir zattır. (Atatürk te, 9 Mart 1922 tarihinde Aziziye’ye geldiğinde Nuri Bey’in evinde kalır)
Kaymakam Nuri Halide Edip’e bir evlat muamelesi yapar gibi, sanki onu çok yakın tanıyormuş gibi davranır ama Halide Edip bir türlü bunun kim olduğunu hatırlayamaz.
Yemekten sonra İsmet Paşa “karargâhta yatacağını” belirterek kendisi için Nuri Efendi’nin evinde hazırlanan yeri Halide Edip’e bırakır.
Eve gitmeye hazırlanırken Nuri Efendi gülümseyerek: “ Beni nasıl unuttun Halide Hanım? Ben seni ne kadar omuzlarımda taşıdım ve gece yarısı sarayın kapısını sana açtırdım” der. Halide Hanım hemen elini yakalayarak “Sen Çerkez Mehmet Efendi’sin, değil mi? Niye Nuri Efendi dedirtiyorsun kendine” diye sorar.
Yürüyerek Çerkez Mehmet’in evine giderler... (Halide Edip Adıvar. Türk’ün Ateşle İmtihanı III, Cumhuriyet Gazetesi Yayınları, 1998, s.14-17)
Bazen kendi kendime soruyorum. Milli mücadele dönemine ait araştırma ve uygulamalarda sık sık karşımıza çıkan KAYMAKAM NURİ KİM ? Yoksa…

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile